MURAT YETKİNİN TUDP VE ÇEVRESİNE KARŞI HAKSIZ İDDİALARINA SATIRARASI CEVAPLAR

Biz inanan insanlar topluluğu olarak ilkelerimizi Kur’an-ı Kerim ve Resulullahın sireti ve sünneti belirler. Biz Alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmeti olan Müslümanlardanız.

Müslümanlarla kardeşiz, Diğer insanlarla ilişkimiz, erdem üzerine ittifaktır. Değer üreten herkesle, adalet, barış, özgürlük temelinde, nimet ve külfet dengesine dayalı itilaftır.

Bir kişi ya da topluluk açıkça bizi hedef gösterecek olursa, inadına, ısrarla bizi hedef göstererek, bize ve manevi ve maddi varlık ve değerlerimize karşı açık ve yakın bir şekilde hedef gösterecek, tahkir ve tezyif edecek olursa, özür dilemedikçe bilmeliler ki, onların kim olduklarına bakmaksızın haksızlıklar karşısında susanlardan olmayacağız.

Tek kişi ya da toplu olarak ya da örgüt olarak, biz ya da başkalarının temel hak ve hürriyetlerine, mal, can, namus, akıl, inanç ve nesil emniyetine tehdit oluşturmaları halinde onlara misli ile cevap verme hakkımız mahfuzdur.

Biz Adalet, barış ve hürriyet temelinde katılımcı, çoğulcu, şeffaf, Hak temelli, hukuka saygılı, “İbrahim milleti”nden “Muhammed ümmeti”yiz.

Ümmet ve Milletin ne anlama geldiğini bile bilmeyen, Demokrasi ve Cumhuriyetten yana geçinip ikisi arasındaki farkı bile farketmekten aciz insanların cahilce  hezeyanlarına cevap vermekten, gözleri olup görmeyen, kulakları olup duymayan, kalpleri olup hissetmeyen, kendini islah edici zanneden bozgunculara söz anlatmaya çalışmaktan yorulduk.

Bunlar bilmiyorlar, bilmediklerini de bilmiyorlar ve bir de kendi çevrelerinde binlerce yanlışı görmeyip, aleme nizam vermeye çalışıyorlar.

Yani Ziya Paşa’nın dediği gibi; “onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde”

İddialara karşı cevaplarımızı kamuoyuna arz etmeden önce Platform olarak kadına şiddete Murat Yetkin den daha fazla karşı olduğumuzu ve kendisinin kadına şiddetle mücadelede samimi olmadığını, dibe vurduğu bugünlerde sadece gündeme gelebilmek için platformun saygıdeğer üyelerine saldıracak kadar düşük bir vaziyetle günü kurtarma peşinde olduğunu bildirmek isteriz. Ayrıca Platform olarak bizler uzunca bir süredir kadına şiddetle mücadele alanında hem hukuki hem de sosyal altlık oluşturma noktasında ciddi çabalar sarf etmekteyiz. İstanbul sözleşmesinin kalkması durumunda da 3 aylık geçiş sürecinde kadın ve aileyi korumaya yönelik bir tasarı önerisi hazırlığında bulunacağız. Şimdi ilgili kişinin birçoğu bühtan ve iftira bir kısmı da mesnetsiz iddia olan açıklamalarına cevaplarımızı kamuoyuna arz ederiz:

1. Erdoğan’ın kadına şiddete karşı İstanbul Sözleşmesini fesih etmesini isteyen raporu ortaya çıktı. Kafayı cinsiyete takmışlar. Toplam on üç sayfa olan ama kapak, imzalar ve kendilerini tanıtım sayfalarını çıkarınca seyrek yazılmış on sayfadan oluşan raporu okuduğumda zihnimde beliren cümle bu oldu: kafayı cinsiyete takmışlar. Bu kısa raporda toplam 38 kere “cinsiyet” kelimesi geçiyor, en çok kullanılan kelime. Kadına şiddete karşı İstanbul Sözleşmesinin fesih edilmesini Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan talep eden rapordan söz ediyorum. Türkiye Düşünce Platformu tarafından hazırlanıp Mayıs 2020’de sunulmuş. Başlığı: İstanbul Sözleşmesine Yönelik Hukuki ve Psikososyal Değerlendirme raporu.

Cevap: Kafayı asıl cinselliğe takmış olanlar bunlar. CEDAW, İstanbul Sözleşmesi Lanzarote, hepsi bu çerçevede çıkartılan yasalar. LBGT+ kim tarafından destekleniyor. Kendi bulundukları yeri görmeyip, karşısındakileri suçlayan bir akla sahipler.

2. Raporu kimlerin hazırladığına ve içeriğine geleceğim ama önce şunu söylemek gerekiyor. Erdoğan’dan İstanbul Sözleşmesinin feshini isteyen rapor aslında Cumhurbaşkanına hakaret anlamına geliyor. Çünkü “Bunları nasıl zamanında göremedin de imzaladın, bir de Avrupa ülkelerine imzalattın?” anlamına geliyor. Malum, tam adı “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan raporu ilk imzalayan hükümet, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın AK Parti hükümeti.

Cevap: Raporu “Cumhurbaşkanına hakaret” olarak takdim eden akıl asıl kendisi Cumhurbaşkanına hakaret ediyor. Sözkonusu rapor Cumhurbaşkanına sunulan tek rapor değil ve bu raporu parti yönetiminde müzakereye açan da Cumhurbaşkanı. Yani Cumhurbaşkanı kendine hakaret edilmesini mi örgütlüyor. Bunlar laf ile aleme binlerce nizamat verirken, hanelerindeki bin teseyyübü görmezden gelirler. Evet, bu sözleşmede imzası bulunanlar, çevresindekiler tarafından kandırılmışlardır. Erdoğan bu işin hesabını da sorabilir yarın. Mecliste bu tasarıyı savunanlar bugün özür diliyorlar. Oy kullanan herkes tasarıyı okudu mu?

3. Gelelim raporda yazılanlara. İnternet sitelerinde kendilerini “Ümmetin buluşma noktası” sloganıyla tanıtan Türkiye Düşünce Platformunun Erdoğan’a kendi imzaladığı sözleşmeyi fesih etmesini “yerinde olacağını” söyleyen” raporu özetliyorum.

– İstanbul Sözleşmesi toplumsal cinsiyet eşitliği kavramıyla “kadın ve erkek ilişkilerinde sonu cinsiyetsizliğe varan bir ideolojiyi” imzalayan ülkelere dayatıyormuş.

Cevap: Evet, bugün 10’a yakın devlet bu konuyu tartışıyor, en son Polonya da sözleşmeye çekince koydu, diğer tümden çekilen ülkelerde bu sayı her gün artmaya devam ediyor. Bir çok ülkede, din ve ailenin korunmasını savunan grublar ve sözleşme öncesi ve sonraki kötüleşme rakamları karşısında bir çok sosyolog ve psikolog tarafından bu sözleşme eleştirilmektedir.

4. Raporun yazarları, “kadınların daha maskülen, erkeklerin ise daha feminen bir davranış şekline kaydığını” zaten gözlemliyormuş. Sözleşme toplumu “cinsiyetsizleştirmeyi” amaçlıyor, cinsiyet algısı tamamen silinmek isteniyormuş. (Gerçekten kafayı fena takmışlar, ciddi söylüyorum.)

Cevap: Yazar, hergün daha fazla kişi ve kurumun gördüğü gerçekleri görmemek konusunda son derece inatla, ısrarını sürdürmektedir. Görmek istemeyenden daha kör kimse olamaz. Yazar, kendi yakın çevresinde yaşananları gözlemleme zahmetine katlanırsa iyi olur zira yarın kendi akraba ve yakın çevresinde yaşanması muhtemel trajedileri yaşadıktan sonra vehametin farkına vardığında çok geç kalmış olacaktır.

5. Sözleşmenin, “kadın-erkek eşitliğini sağlamaktan ziyade toplumun din, sosyal ve kültürel kodlarıyla oynamayı hedeflediğine inanılmaktaymış”. (Başka kimlerin inandığı yazılmamış.)

Cevap: Evet, sözleşme açık ve kaba bir şekilde, din ve geleneği dışlamaktadır. Kendi kabullerini, din, ahlak ve geleneğin üstünde bir norm olarak görmektedir. Hiçbir din bunu kabul edemez. Sözleşmeyi yazanlar topluma adeta İlahlık ve Rablik dayatmaktadır.

6. Toplumsal cinsiyet kavramıyla aile kurumunun zayıflatılması amaçlanıyormuş. Çünkü mesela aile içi şiddet vakalarında “dağılacak aileyi huzura kavuşturacak” uzlaştırma imkânları reddediliyormuş. Toplumun din, kültür, örf, töre, namus, edep kavramlarının değersizleştirilmesi amaçlanıyormuş.

Cevap: Bu sözleşmeyi okuyan bir kimse, sözleşmedeki kavramsallaştırma ve çözümlemelerdeki fitne ve fesadı görmüyorsa, ya okuduğunu anlamıyor demektir, ya da sureti haktan gözükerek, gerçekleri tahrif ederek bu fitne hareketinin misyonerliğini yapıyor demektir.

7. Bundan sonra şiddet kavramına giriyoruz ki, işler iyice çığırından çıkıyor. Raporun imzacıları, Erdoğan’ı kendisinin imzaya açmış olduğu kadına şiddete karşı İstanbul Sözleşmesini tutarsız iddialarla kınayıp fesih etmesini istiyorlar.

Cevap: Evet, CEDAW, İstanbul Sözleşmesi, Lanzarote Sözleşmesinin feshini, bunlara dayalı çıkartılan yasa, yönetmelik, genelgelerin iptal edilmesini ve yerine daha adil bir düzenleme yapılmasını talep ediyoruz. Adres TBMM’dir.

8. “Töre cinayetini” kınamak da suç. Raporun imzacılarına göre, “Töre cinayeti, namus cinayeti gibi kavramsallaştırmalar da”, şimdi sıkı durun, “iyi niyetli olmaktan çok toplumu ayakta tutan değerlerin itibarını azaltmaya” yönelikmiş.

Cevap: Burada kaba, aşağılayıcı bir ara başlık ve suçlama vardır. 10 Emirden biri de Katildir. Hertürlü cinayet ve canice davranış reddedilmiştir. Ancak vahşice davranış ve cinayetleri din ve gelenekle özdeşleştirmek İslamofobik saldırgan bir tavırdır. İstismarcıların ahlaksızlıklarını istismar ettikleri değere isnat etmek de bir başka ahlaksızlıktır. Burada reddedilen de budur. Bunu anlamamak, sıradan bir cehaletin ürünü olamaz. Öfkesi aklını zail etmiş bir hezeyanla açıklanabilir.

9. Zaten Sözleşmede şiddetten söz ediliyor ama neyin şiddet olduğu tanımlanmıyormuş. Rapora imza koyanlar neyin şiddet sayılıp sayılmayacağını merak ediyorlar. Aile içi şiddet yerine ev içi şiddet denmek suretiyle “evlilik veya akrabalık ilişkileri dışında partner, sevgili, farklı cinsel eğilimler de hukuk, koruma alanına dahil ediliyormuş. Birilerinin bu rapor imzacılarına Anayasanın ikinci maddesini, bütün yurttaşların eşit ve can güvenliklerinin evli ya da akraba olsun olmasın devlete emanet olduğunu hatırlatması gerekiyor. Sözleşme, “her türlü cinsel sapma hareketini, cinsel yönelim kavramı ile meşrulaştırıyor ve ahlaki ve toplumsal yaptırımlardan muaf” kılıyormuş. Anayasada hukuk devleti diyorsa ve ortada suç varsa bunun hukuki yaptırımı olur, “ahlaki ve toplumsal yaptırım” ile ne demek istiyor acaba ahlak zabıtası rapor imzacıları. (*)

Cevap: Yazar, açıkça söylemek yerine özgürlük maskesi arkasına saklanarak fuhşu ve ahlak, namus, iffet konularını destekleyen bir tavır içinde gözükmektedir. Bu bakış açısı sadece kendi kimlik, kişilik olarak tercih ve tavrının beyanından öte bir anlam taşımaz. Bir bakıma Fahri LBGT+ sözcülüğünü üslenmek gibi bir anlam taşır.

10. Peki ya imzacılar? Düşünce Platformunun Onursal Başkanı Hayrettin Karaman, Diyanet İşleri’nin eski fetvacılarından. 2019’a dek Yeni Şafak’ta yazıyordu. TÜRGEV’e zoraki bağışları “helal” saymaktan, rüşvet vermek caizdir demeye kadınların “dikkat, algı kanallarındaki farklı psikolojisi” nedeniyle erkekle eşit şahitlik yeteneğini sorgulamaktan boşanan kadının nafaka almasının caiz bulmamaya dek yol açtığı çok tartışma bulunuyor.

Platformun “Yüksek İstişare Kurulu” üyelerinden oluşan imzacılar arasında Cumhurbaşkanının Başdanışmanlarından AK Parti eski Artvin Milletvekili İsrafil Kışla var örneğin, MÜSİAD’ın kurucu başkanı, “İslami burjuvazi” tezinin müellifi Erol Yarar var. Tanıtmaya gerek olmayan bir isim Emine Şenlikoğlu. Abdurrahman Dilipak’ı da tanıtmaya gerek yok, Akit yazarı. Taşkın Koçak da Akit yazarı. Hasan Çetinkaya, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul İmam Hatip Lisesinden hocası. Yusuf Ziya Kavakçı, halen Türkiye’nin Kuala Lumpur Büyükelçisi Merve Kavakçı ve AK Parti Milletvekili Ravza Kavakçı Kan’ın babaları. Resul Tosun da eski AK Parti Milletvekili, Yeni Şafak yazarı. Ve Raşit Küçük, Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi Başkanı. Adeta rüya takımı.

Cevap: Yazar, TUDP’deki kişileri hedef alarak tek tek ve topluca aşağılamak, yanlış, eksik, çarpıtılmış beyanlarla, sıfatlamalarla itibar cellatlığına soyunarak, tahkir etmeye, zihinleri bulandırmaya çalışıyor. Bilhassa Hayrettin Karaman bey hakkında ileri sürülen iddia ve ithamlarda da saptırmalar vardır. Gerçek ithamlarından farklıdır. Bununla ilgili gerekli davalar açılacaktır.

11. Meğer sadece tarikatlar değilmiş. Geçenlerde Nakşibendi tarikatının etkili kollarından İsmailağa Cemaatinin, Erdoğan’dan İstanbul Sözleşmesinin iptalini istediğini yazmıştık; Cübbeli Ahmet (Ünlü) Hoca deyince belki daha iyi anlaşılır. AK Parti’nin 2018 seçimlerinden beri, özellikle de 2019 yerel seçim yenilgisi ardında toparlayamadığı taban erozyonunu fark eden tarikat ve cemaatlerin oylarına talip olan Erdoğan’a bir tür şantaj yaptığı anlaşılıyordu.

Öyle görülüyor ki sadece belli tarikat ve cemaatler değil İslamcı entelijensiya da Erdoğan üzerinde baskı kuruyor, kendi imzaladığı sözleşmeden çıkması, ya da kuşa çevirmesini istiyorlar.

Bu arada MHP lideri Devlet Bahçeli “bu kadar kadın öldürülüyorken yapmayalım, rezil olacağız” anlamına gelen ilginç bir çıkış yaptı 22 Temmuz öğle saatlerinde. Sanki Erdoğan’a “tarikatları bırak biz bize yeteriz” demek istiyordu.

Diğer yandan kadınlar sokaklarda. Kadın-erkek eşitliği bir insan hakkıdır. Dolayısıyla insan hakları ve demokrasi bilince ve vicdana sahip erkeklerin de bu haklar mücadelesinde kadınların yanında olması “Yanındayız “demesi, sesini yükseltmesi gerekiyor.

Bu sade suya tirit, sözde raporların esamisi okunmaz hak mücadelesi karşısında.

(*) Raporun kopyası için verdiğim bağlantının çalışmadığını gelen şikayetlerden anladığım için o bağlantı cümlesini çıkarmak zorunda kaldım. Bu teknik sorundan dolayı okurlarımdan özür dilerim. Sorunu çözer çözmez tam metin olarak yayınlayacağım. MY (Güncelleme: 23 Temmuz 2020, 23.32)

Cevap: Cübbeliden söz ediyor, Tarikatların Erdoğana şantaj yaptığını söylüyor. Şantaj, gizli kapaklı bir şeyi söylemek, hukuk dışı bir yöntemdir. Ben “evimi şu fiyattan aşağıya satmam” dersem, “ya da “şu mala şu fiyatı vermem” dersem bu tehdit, şantaj mı oluyor. “Eğer bu sözleşmeyi bana dayatırsan, ben de sana oy vermem.” Bunu kime söylüyor, kendinden oy isteyecek olana. Katılımcı, çoğulcu demokrasi dediğiniz bu değil mi. Siz niye AK Partiye oy vermiyorsunuz. Siz de mi şantaj yapıyorsunuz?

SON BİR KAÇ SÖZ

Bunların hali, okuduğunu anlamayan laikçi bir Prof’un, Osmanlıca bir kitapta “Bir hatun kişi bir pir’e varsa…” diye bir evlilik örneği üzerine bir açıklamayı kıt Osmanlıcası ile okuduktan sonra yanlış anladığı şekilde, anlatılan bir olaydan bağımsız ve bu kitaptaki paragrafı belge olarak sunaran “Osmanlıda şeriatçılar Hulle yapmak için kadını ‘pire’ ile evlendiriyordu diye yaygara yapmasına benziyor. Oysa kitapta anlatılan Bir kadının yanlı bir erkek “pir” ile evliliği konusunda dikkat etmesi gereken şeylerden söz ediyordu.

Riba ile Faiz arasındaki ilişki ve çelişkiyi bilmeden, ne din ve ne de dünya hakkında bilgi sahibi olmadan, dinlemeden, anlamadan kanaat sahibi olmaya kalkıp birde akıl vermeye çalışınca böyle komik durumlara düşebiliyorlar. Cehaletin bu kadarı ancak eğitimle mümkündür diye boşa söylememişler. Bilmiyorlar, bilmediklerini de bilmiyorlar. Bunlara eçhel-i cühela denir. Cahilin de cahili, cehaletin babası yani.

Yazar yazdıktan sonra, sonra sosyal mediada bir röportaj yayınlanıyor. Roportaj metni aşağıda. “Baldızınızla evlenebilirsiniz” diye önünü sonunu kesip kendine göre hüküm veriyor. İslam ilmihaline bak, işin aslını öğren. İki kız kardeşle aynı anda birlikte evlenmek haram. Tabi bunların önce Farz, Vacib, Sünnet, Mübah, Müstehab, Mendub, Haram, Mekruh öğrenmesi gerek. Bunlar Hicri ayları bile say desen sayamaz. Cumhur ne demek desen bilmez. Recep Şabanı LBGT sözlüğünden hatırlarlar.

Rapor eline geçmiş. Platformda dolaşımda olan bir metin. İşe gazetecilik ve deşifre havası veriliyor. Bunlar samimi ifadeler değil. Çamur at izi kalsın türünden şeyler.

İlginç, bir yandan da Devlet Bahçeliyi hedef alıyorlar. Bahçelinin bu konuda AK Partinin yanında durmaması için bir senaryo yazıyorlar ve bu senaryoyu oynuyorlar.

Burada ısrarla Cübbeli ve İsmailağa cemaatı üzerinde duruyorlar. Bu önemli. Birileri iş üzerinde demek ki. Erenköy’den söz ediyorlar. Enginyurt örneğinden yola çıkıp cemaat parti hesabı yapıyorlar %1 leri toplarsan toplam şu eder diyorlar. Aslında kavga çıkartmak için bahane arıyorlar. Provakasyon yapıyorlar. Akit Tv, Yeni Şafak gazetesinden söz ediyorlar.

Memlekette böyle bir akıl var. Ruşen Çakır İslami cemaat yapılarını 1990 dan beri izledi, izliyor. Yetkinle paslaşırken satır aralarından bir mesaj da veriyorlar.

Ruşen Çakır “…hatırlarsın ben yıllardır, şey yapılırdı, hangi cemaat kime oy verecek diye haberler yapılırdı. Bir ara bana yaptırdılar bol miktarda bunu” diyor. “Yaptım” demiyor, “yaptırdılar” diyor. Kim onlar, Media patronları mı, Cemaat mı?

Neyse, Yetkin yaptıklarını, bir de video röportaj şeklinde Çakırla paslaşmış.

İyi, güzel, kim ne diyor, öğrenmiş olduk. Görünen o ki, AB, ABD’nin desteklediği Laik cephede yeni bir durum yok.

İstanbul sözleşmesine gelince “anlat anlat faydası yok”. Bilmek istemeyince “söylesen de bir söylemesen de”. Gözleri var görmüyorlar, kulakları var duymuyorlar, kalpleri var hissetmiyorlar. Kalpleri mühürlenmiş sanki. Bu insanların hayatında Kur’anın Çalıkuşu romanı kadar bir karşılığı yok sanki! Allah akıl,  fikir versin. Belki aklederler de zanlarından kurtulup, hakikatle yüzleşme cesareti bulabilirler.

Beğen:
2 3
Görüntüleme:
84

Comments are closed.